top of page

Sesin Cinsiyeti: Kim Konuşabilir, Kim Susturulur?

22 saat önce
2 dakikada okunur


Anne Carson, Sesin Cinsiyeti başlıklı denemesinde, antik Yunan düşüncesinden hareketle sesin yalnızca bedensel bir yeti ya da iletişimin aracı olmadığını, aynı zamanda cinsiyetlendirilmiş bir düzenin içinde nasıl konumlandırıldığını tartışır. Burada sesin yüksekliği, tonu, ölçüsü ve kamusal alanda işitilebilirliği, yalnızca estetik ya da ahlaki değerlendirmelerin konusu değildir; kimin konuşabileceğini, kimin sözünün otorite taşıyacağını ve kimin sesinin bastırılması gerektiğini belirleyen bir ayrımın parçasıdır.


Homeros’un Odysseia’sının yirmi ikinci kitabında Odysseus’un, taliplerin öldürüldüğünü gördüğünde sevinç çığlığı atmak üzere olan Eurykleia’nın ağzını kapatması, Carson’ın üzerinde durduğu sahnelerden biridir. Odysseus yalnızca bir kadının sesini susturmaz; ne zaman konuşulabileceğine, hangi duygunun dışavurulabileceğine ve hangi sesin uygunsuz sayılacağına ilişkin bir sınır da koyar. Burada sophrosyne, yani ölçülülük ve kendine hâkim olma ideali, erkeğin kendi sesini denetlemesiyle sınırlı kalmaz; kadının sesinin de onun tarafından denetlenmesini meşrulaştıran bir ilkeye dönüşür. Böylece ölçülülük, herkes için aynı biçimde işleyen bir erdem olmaktan çıkarak cinsiyetler arasında eşitsiz dağıtılmış bir yetkiye dönüşür.


Ancak burada üzerinde durulması gereken başka bir mesele daha var: Sesin denetlenmesi neden bu kadar önemlidir? Söylenenin içeriğinden bağımsız olarak, sesin kendisinde tehdit edici bulunan nedir? Kadının yalnızca ne söylediği değil, sesini yükseltmesi, bağırması, ağlaması ya da kendisini işitilir kılması neden bir düzen sorunu hâline gelir?


Bu sorular, Lacan’ın sesin dürtü nesnesi olarak statüsüne ilişkin geliştirdiği düşüncelerle birlikte ele alındığında başka bir boyut kazanır. Lacan için ses, yalnızca konuşmanın işitsel taşıyıcısı değildir. Objet petit a olarak ses, anlamın iletilmesine indirgenemeyen, gösterenler aracılığıyla bütünüyle tüketilemeyen bir nesne boyutuna sahiptir. Konuşan özne, söylediği şeyin anlamını bütünüyle denetleyemediği gibi, sesin kendisi de yalnızca konuşanın iradesine tabi bir araç olarak düşünülemez. Ses, öznenin sözünde kendisine yabancı kalan bir boyutun da taşıyıcısıdır.


Elbette Carson’ın tarihsel olarak ele aldığı kadın sesinin susturulması ile Lacan’ın nesne olarak ses kavramı birbirinin yerine geçirilemez. Birincisi, sesin toplumsal ve siyasal olarak düzenlenmesine; ikincisi ise sesin öznenin kuruluşundaki ve dürtü ekonomisindeki yerine ilişkindir. Bununla birlikte, iki düşünce arasında kurulabilecek karşılaşma, sesin neden yalnızca anlamı üzerinden değil, bizzat duyulur oluşu üzerinden de bir müdahalenin hedefi hâline gelebildiğini sorgulamamıza imkân verir.


Belki de Odysseus’un Eurykleia’nın ağzını kapattığı sahnede dikkatimizi çekmesi gereken yalnızca susturma eylemi değildir. Eurykleia henüz söyleyeceği bir sözü dile getirmeden, sevinci bir sese dönüşmek üzereyken müdahaleyle karşılaşır. Dolayısıyla burada yasaklanan, belirli bir önermeden önce, bir sesin ortaya çıkışıdır. Bu ayrım önemlidir; çünkü sesin denetimi her zaman söylenenin sansürlenmesiyle başlamaz. Bazen henüz söze dönüşmemiş bir çığlığın, bir kahkahanın ya da bir yakınmanın duyulmasını engellemekle başlar.


Carson’ın denemesi bu nedenle yalnızca kadınların tarih boyunca nasıl susturulduğuna ilişkin bir inceleme olarak değil, sesin hangi koşullarda söz olarak tanındığına, hangi koşullarda gürültüye indirgenerek dışarıda bırakıldığına ilişkin bir soruşturma olarak da okunabilir. Psikanaliz açısından ise bu soruya bir başkasını eklemek mümkün: Sözü denetlemek isteyen bir düzen, sesin anlamdan taşan boyutuyla karşılaştığında ne yapar?


Çünkü susturmak, yalnızca bir sözün söylenmesini engellemek değildir; kimi zaman henüz ne söyleyeceği bilinmeyen bir sesin duyulma ihtimaline müdahale etmektir.

 
 
 

Yorumlar


İLETİŞİM

Benimle hulya.filipov@gmail.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.

 


Yüz yüze & Online

​Nispetiye/ Beşiktaş, İstanbul

  • Instagram
  • LinkedIn
  • Facebook
  • Twitter

© 2026 Hülya Filipov . Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page