top of page

Küçük Hans: ''Her At, Ölür''

  • 11 Haz
  • 3 dakikada okunur


Küçük Hans vakası psikanaliz tarihinde çoğu zaman bir çocuk fobisi olarak anılır. Oysa Freud’un metnini ve Lacan’ın bu vakaya geri dönüşlerini dikkatle okuduğumuzda, burada yalnızca atlardan korkan bir çocukla değil, öznenin kuruluşuna ilişkin temel bir sorunla karşılaşırız.


Hans’ın ilgisi en başından itibaren kendi deyimiyle “çiş aygıtı” etrafında örgütlenir. Çevresindeki insanları, hayvanları ve nesneleri bu gösteren aracılığıyla okur. Bir köpeğin, bir atın ya da bir aslanın pipisini merak ettiği gibi, kadın bedeninde de aynı gösterenin izini sürer. Annesi ve kız kardeşi hakkındaki soruları, cinsel farkı keşfetme çabasından çok, herkesin bu organa sahip olduğu yönündeki çocukluk kuramını sürdürme girişimi olarak okunabilir. Hanna’nın organının zamanla büyüyeceğini düşünmesi ve annesine ilişkin kimi fantezilerinde onu bir atınki kadar büyük tasavvur etmesi de bu kuramın parçalarıdır.


Bu nedenle Hans’ın dünyasında başlangıçta belirleyici olan şey cinsel farklılık değil, tersine bir tür evrenselliktir. Herkesin aynı organa sahip olduğu varsayımı onun dünyasını düzenler. Ancak bu kuram giderek çeşitli güçlüklerle karşılaşmaya başlar. Özellikle kız kardeşi Hanna’nın doğumu yalnızca yeni bir kardeşin gelişi değildir. Bu olay Hans’ı doğum, beden ve annesinin arzusu sorularıyla karşı karşıya bırakır.


Tam da bu noktada kaygı ortaya çıkar.


Freud için bu kaygının merkezinde ödipal çatışma yer alır. Hans annesine yönelik arzusu ve babasına yönelik rakiplik duygularıyla karşı karşıyadır. At fobisi ise bu çatışmanın yer değiştirmiş bir ifadesi olarak ortaya çıkar. Böylece korku doğrudan babaya ya da arzunun kendisine değil, atlara bağlanır.


Lacan ise vakayı farklı bir açıdan okur. Ona göre asıl soru Hans’ın neden korktuğu değil, neden özellikle at gösterenine ihtiyaç duyduğudur.


Bu soru önemlidir çünkü Hans’ın karşı karşıya kaldığı şey yalnızca yasaklanmış bir arzu değildir. Aynı zamanda annenin arzusunun yarattığı bir belirsizliktir. Anne ne ister? Hans onun arzusunda nasıl bir yere sahiptir? Çocuğun dünyasını düzenleyen simgesel koordinatlar bu noktada sarsılmaya başlar.


Lacan’a göre baba işlevi tam da burada devreye girer. Baba yalnızca gerçek bir kişi değildir; annenin arzusuna sınır koyan, çocuğu bu arzunun mutlak nesnesi olmaktan çıkaran simgesel bir işlevdir. Ancak Hans vakasında bu işlevin yeterince etkin biçimde kurulamadığını görürüz. Çocuğun karşı karşıya kaldığı kaygı da bu eksiklik etrafında belirir.


İşte at bu noktada ortaya çıkar.


At yalnızca korkulan bir nesne değildir. Aynı zamanda eksik kalan baba işlevinin yerini geçici olarak dolduran bir gösterendir. Hans’ın kaygısını belirli bir nesneye bağlar. Belirsiz ve yaygın bir kaygıyı somut bir korkuya dönüştürür. Böylece öznenin dünyası yeniden düzenlenebilir hale gelir.


Bu nedenle Lacan için fobi yalnızca bir belirti değildir. Aynı zamanda öznenin bulduğu bir çözümdür.


Atın ısırabileceği, düşebileceği, arabaları çekebileceği, gözlerinin önünde devrilebileceği düşüncesi elbette korkutucudur. Fakat tam da bu korku sayesinde kaygı sınırlandırılabilir hale gelir. Kaygı her yerde olmaktan çıkar ve belirli bir nesne etrafında örgütlenir.


Bu yüzden Hans’ın fobisini yalnızca patolojik bir olgu olarak okumak eksik kalır. Fobi aynı zamanda özneyi koruyan bir düzenek işlevi görür. At, korkunun nesnesi olduğu kadar, öznenin dağılmasını engelleyen bir simgesel dayanak haline gelir.


Küçük Hans vakasının bugün hâlâ güncel olmasının nedeni de budur. Psikanaliz semptomu yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir bozukluk olarak görmez. Semptom çoğu zaman öznenin karşı karşıya kaldığı bir çıkmaz karşısında geliştirdiği yaratıcı bir çözümdür. Belirli bir acı üretir, ancak aynı zamanda daha büyük bir dağılmayı da engeller.


Bu nedenle analizde soru yalnızca “Semptomdan nasıl kurtuluruz?” değildir. Daha temel soru şudur: “Bu semptom özne için hangi işlevi yerine getiriyor?”


Küçük Hans’ın atı da bu sorunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Çünkü burada korkulan şey yalnızca at değildir. At aynı zamanda çocuğun dünyasını bir arada tutan, kaygıya biçim veren ve öznenin simgesel evreninde belirli bir düzen kurulmasını sağlayan bir çözümdür.


Not

Bu metin, Gösterenlerin İzinde: Freud’dan Lacan’a Olgu Öyküleri

 
 
 

Yorumlar


İLETİŞİM

Benimle hulya.filipov@gmail.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.

 


Yüz yüze & Online

Şişli/ İstanbul

  • Instagram
  • LinkedIn
  • Facebook
  • Twitter

© 2018 Hülya Filipov . Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page