top of page

Bir Göstergenin Daraltılması: Anne

  • 5 May
  • 2 dakikada okunur

“Anne” sözcüğüyle başlamak gerekir. Türkçede “anne”, “ana”dan gelir; yalnızca biyolojik bir figürü değil, kökeni ve bağı imler. “Ma” sesi, bedenden dile geçen en erken çağrılardan biridir. Bu nedenle “anne”, doğurmaktan önce bir ilişkiyi ifade eder. Bu ilişki, öznenin dünyayla kurduğu ilk bağdır; bir adres, bir çağrı ve bir yer açma hareketidir.


Bosch’un Anneler Günü reklamının geri çekilmesi, bu açıdan yalnızca bir iletişim meselesi değildir. “Anne” göstergesini yalnızca biyolojik doğumla sınırlamak, dilin bu ilişki kurucu yapısını sabitleme girişimidir. Oysa “anne”nin işlevi, yalnızca doğurmakla değil, özne için bir yer açmakla ilgilidir.


Burada belki şu da söylenebilir: Bu reklamı duyup “anne” kavramını yalnızca doğuran olarak işitmiş olmak, kavramın hangi düzlemde sabitlendiğine dair bir kabulü açığa çıkarır. “Anne”yi doğurmaya indirgemek, onun bakım, bağ ve ilişki boyutlarını geri çeker; yani simgesel işlevini daraltır.


Sigmund Freud’un Uygarlığın Huzursuzluğu metninde gösterdiği gibi, uygarlık dürtüleri olduğu kadar anlamları da sınırlar. Hangi ilişkinin tanınacağı, hangi adlandırmanın meşru sayılacağı bu sınırlar içinde belirlenir. “Anne”nin yalnızca belirli bir biçimde kabul edilmesi de bu düzenleyici mantığın bir parçasıdır.


Georg Wilhelm Friedrich Hegel’in diyalektiği ise bu sabitlemenin karşısında durur: kavramlar donmuş değil, hareket halindedir. Her belirlenim, kendi sınırını aşma potansiyelini içinde taşır. “Anne”yi biyolojik bir kategoriye indirgemek onu dondurur; oysa kullanım içinde genişler.


Karl Marx açısından da bu genişleme anlamlıdır. Bir varlığı yalnızca işleviyle tanımlamak onu nesneleştirir; oysa ona yöneltilen sevgi ve adlandırma, bu nesneleşmeye karşı bir fazlalık üretir.


Tam bu noktada Jacques Lacan’ın “mOther” yazımı belirleyici hale gelir. Lacan, “anne”yi yalnızca bir kişi olarak değil, Öteki’nin yeri olarak düşünür. “mOther”, hem anne hem de büyük Öteki’yi birlikte çağırır; yani çocuğun yalnızca bakım aldığı değil, aynı zamanda anlamın kurulduğu, arzunun yönlendiği yerdir. Bu yüzden anne, biyolojik bir figürden çok, simgesel bir işlevdir.


Reklamın geri çekilmesiyle birlikte ortaya çıkan tepki, tam da bu işlevin daraltılmasıyla ilgilidir. “Anne”yi yalnızca doğuran olarak sabitlemek, onu simgesel alandan koparıp imgesel bir temsile indirger. Yani “anne” artık bir işlev değil, belirli bir görüntü ve norm haline gelir.


Oysa gündelik dil bu sabitlemeye direnir. Bir hayvana “yavrum”, “kuzum” diye hitap etmek, öznenin kurduğu bağın simgesel olarak genişlemesidir. Bu kullanım, biyolojik bir iddia değil; bir ilişki kurma biçimidir.


Bu tartışma yalnızca “köpek annesi” ile sınırlı değildir. “Kedi annesi” ifadesi özellikle kadınlar üzerinden dolaşıma girerek, evlenmemek ya da doğurmamakla ilişkilendirilen bir baskı diline dönüşebilir. Böylece dil, yalnızca anlam üretmez; aynı zamanda norm koyar ve dışlar.


Sonuçta mesele “anne kimdir?” değil, “anne hangi işlevi görür?” sorusudur. Ve bu soru, bizi yeniden dilin ve simgesel düzenin hareketine götürür: anlam sabit değildir, her zaman kurulur, kayar ve yeniden yazılır.



 
 
 

Yorumlar


İLETİŞİM

Benimle hulya.filipov@gmail.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.

 


Yüz yüze & Online

Şişli/ İstanbul

  • Instagram
  • LinkedIn
  • Facebook
  • Twitter

© 2018 Hülya Filipov . Tüm Hakları Saklıdır.

bottom of page